İki büyük dünya savaşının yıkım içinde bıraktığı Avrupa'da kalıcı barışın bozulmayacak şekilde tesis edilmesi ve ortak refahın artırılmasının için 1957'de Roma Anlaşması ile kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), zaman içinde Avrupa Topluluğu (AT) ve son olarak da Avrupa Birliği'ne (AB) evrildi. Genel olarak dünya tarihin gördüğü, gönüllülük esasına dayalı en başarılı sosyal, ekonomik ve siyasal entegrasyon projesi olarak tanımlanan AB, bütün eksiklik ve sıkıntılarına rağmen kendi içinde bir model olmayı, kendi içinde barış, refah ve demokrasi alanı yaratmayı başarmıştır. 2007 yılındaki genişlemelerle 27 üye ülkeye ve yaklaşık 500 milyon Avrupalıya ulaşan "uluslarüstü" bir kurum olan AB'nin "genişleme" ve "derinleşme" adı verilen iki temel politikası da devam etmektedir. AB'nin niteliği, sınırları, kimliği, demokrasisi, siyasal yapısı gibi pek çok konuda AB içinde gerçekleşen yoğun tartışmalar, uzunca bir zaman daha devam edecek gibi görünse de, AB'nin bir politik kurum olarak küresel-bölgesel bir aktör olduğu da genel bir kabul görmektedir.
1957'de kurulan AET'ye, iki yıl sonra 1959'da ortak üyelik için başvuran Türkiye ile AET/AT/AB arasındaki ilişkiler, 1963 Ankara Anlaşması ile hukuki bir zemine oturmuştur. 1973'de yürürlüğe giren Katma Protokol'de belirlenen esaslar çerçevesinde AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği 1995'de tamamlanmıştır. 1999'da Türkiye AB aday ülkesi olarak ilan edilmiş, 3 Ekim 2005'de ise Türkiye ile AB arasında tam üyelik müzakereleri 25 üyenin oy birliği ile aldığı kararla başlamıştır.
AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler özel bir niteliğe sahiptir. Türkiye'nin kimlik özellikleri, coğrafi konumu; ekonomik, sosyal ve siyasal altyapı özellikleri ilişkilerin her aşamasında gündeme gelmiştir. Türkiye ile AB kurumları ve AB üyesi ülkeler arasında çok yoğun ilişkilere rağmen, Türkiye'nin üyeliği AB içinde en çok tartışılan konulardan birisidir. Türkiye'nin içinde yer aldığı bir AB ile Türkiye'nin olmadığı bir AB'nin biri birinden oldukça farklı olacağı, iki alternatifin de AB'ye ve Türkiye'ye niteliksel etkilerde bulunacağı genelde her iki tarafta da kabul edilmektedir.
HÜAB, hem AB'yi, hem de AB-Türkiye ilişkilerini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede Türkiye'nin üyeliği başta olmak üzere Türkiye-AB ilişkileri konusu kadar, bir kurum olarak AB de bağımsız olarak HÜAB'ın temel ilgi alanıdır.